Bir ara ne kadar çok yazı yazıyordum. Bu aralar biraz yoruldum galiba. Ama bu yorgunluğum inanın yazı yazmaktan değil. Yeni bir ev, yeni bir çevre ve taşınmak..
Bence taşınmak kadar yorucu, kötü bir olay olamaz ya. Bu benim kaçıncı evim bunu bilemiyorum. İnşallah bu son olacak. Allahın izniyle…
Ramazandan önceydi..Bir iki arkadaş buranın sahil kesiminde bulunan güzel bir çay bahçesi var. Denizin hemen kenarında. Oraya gittik. Orasını öyle güzel yapmışlar ki. Yeni bir dekorasyon yapılmış. Oturma yerleri çok tatlı olmuş. Öyle birşey ki tanısan da tanımasan da yanına gelip biri oturabiliyor. Yani bir şark köşesi gibi yapmışlar. Arkadaşım pek beğenmese de ben bayıldım. Çünkü ben zaten bu tip şeyleri çok seviyorum.
Arkadaşla laflarken yanımıza tek başına bir bayan oturdu. Duruşu hüzün doluydu. O arada yanımıza gelen garsonun sesini bile duymamıştı kadıncağız. Belli ki sıkıntısı çoktu. “Nasıl yapsam da halini öğrensem” diye düşünürken; o bana döndü ve “ateşiniz var mı” diye sordu. Ben de sigara içmememe rağmen mutlaka çantamda çakmak bulundururum. Çıkarıp verdim. Sigarasını yaktı ve derin bir nefes aldı. Çakmağı bana geri uzattı. Sessizce “içmeseniz daha iyi aslında” deyiverdim işte. Zavallı sanki benim ağzımdan çıkacak tek bir kelimeyi beklermişcesine kolunu oturduğu kanepenin üzerine atıp, bir de bacak bacak üstüne attı ve başladı anlatmaya…
İsmi Cemile ydi. Birini çok sevmiş ve evlenmişler. Bir de çocukları olmuş. Ama herşey tozpembe gitmemiş ne yazık ki. Çocuğunun babası olacak şerefsiz tam bir alkolikmiş. Kadına yapmadığı işkence kalmamış. Çok dayanmış aslında. Sabretmiş. Çünkü delicesine sevmiş kocası olacak o adi herifi. Aslında onun da kendisini çok sevdiğini sanmış, aldanmış. Adam Cemile nin bu sevgisinden emin, ona her tür kötülüğü yapmış. Cemile hepsine göğüs germiş, dayanmış ve en sonunda çocuğunun babası olacak o şerefsiz onu öyle bir kandırmış ki, anlaşmalı bir şekilde boşanıvermiş işte. Hiç istemeden. Tek bir kuruş ne bir maddi ne de manevi tazminat almadan. Nafasa hiç istemeden. Kalıvermiş hayatta çırılçıplak. Üstelik evini de öyle bir terketmiş ki, tüm eşyasını, çeyizini, çamaşırlarını orda bırakmış. Aldığı gibi oğlu Ali yi çıkıvermiş evinden kaçarcasına..
Cemile elindeki sigarayı bitirdiğinde ikinciyi yakmaya çalışırken “içme” dedim. “Boşver be!kurtulduğuna sevin” dediysem de ne kadar doğru dedim bunu bilemiyorum. Her halinden belliydi ki kendisini kandıran o pis herifi hala seviyordu. Onun için onun kendisini boşaması önemli değildi. Cemile için önemli olan hala eski kocasına aşık olmasıydı. Onu yakan şey buydu. Bunu bana en sonunda itiraf etti. Ben bunu o daha bazı şeyleri anlatırken anlamıştım oysa. “Bu nasıl bir şey? diye sordum kendi kendime. Bir insan karşısındaki insana zerre kadar değer vermezken; değer vermediği o insan onu delicesine seviyordu. Böyle birşey olamazdı ya!!
Ama oluyordu işte! Oğlunu hemen hergün annesine bırakıyor kendini atıyordu deniz kenarındaki bu çay bahçesine. Belki biraz rahatlamak, belki biraz huzur bulmak. Bunu bilemiyorum. Ona kalsa burası onun için yaşadığı cehennem hayatından cennete geçişti.
Bir ara yaşını sordum. “33″ dedi. 33 yaş ne ki? Ben o yaşta daha yeni doğum yapmıştım ya. “Ne olur gir bir işe çalış, kendi ayakların üstünde durmasını öğren” dedim. Bana dönüp “Abla çok iş aradım ama bulamadım” deyince, yanımızdaki arkadaşım Berna lafa karıştı. Cemile ye “gel seni dayımın dükkanına götüreyim orada çalış” dedi. Berna nın dayısının bizim bu güzel ilimizde bir restaurantı vardı ve mutfağa bir eleman aradıklarını söyleyince, Cemile birden ona dönerek “sahiden mi?” diye sevinçle neredeyse çığlık attı. Berna nın bu hareketi karşısında ben bile şaşırmıştım. Çünkü ondan hiç böyle birşey beklemiyordum. O anda öyle mutlu olmuştum ki. Hele Cemile..
Hemen oracıkta hep beraber kalkıp, Berna nın dayısının restaurantına gittik. Berna dayısına Cemile den bahsetti. Dayısı da Cemile nin hemen ertesi sabah gelip işe başlayacağını söyleyince siz Cemile nin sevincini bir görmeliydiniz. Allahım bu nasıl bir mutluluktu? Neredeyse ağlayacaktım. Bize etmediği dua kalmamıştır herhalde. Bizi evine kadar götürdü. Evini gösterdi ve mutlaka ona gitmemizi istedi. Biz de mutlaka geleceğimizi söyleyip ayrıldık.
Berna ya iki gün sonra Cemile yi sorduğumda işinden çok memnun olduğunu söyleyince öyle rahatladım ki. Hem işi iyiydi hem de parası. Artık ele avuca bakmıyordu. Kendi çalışıp kendi yiyordu. Oğlu Ali ye de istediklerini artık alabiliyordu. Bu çok güzel bir şey ya..Aslında bunu keşke bu tip insanlara hep yapabilsek..
İşte bu da Cemile diye biriydi..
Cemile Nin Canlanışı
• Zeynep Akıllı